Biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire bu hafta da pek çok kitap okurla buluştu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz...
SONBAHAR ATEŞLERİ
(Irène Némirovsky)
Sonbahar Ateşleri Irène Némirovsky’nin ölümünün ardından, 1948 yılında yayımlanmıştır. “Savaşla parçalanmış bir kuşağın kayıp yanılsamaları” alt başlığıyla duyurulan roman, iki büyük dünya savaşını kapsayan dönemin hem toplumsal değerlerde hem insan kişiliğinde yarattığı sarsıntıların çarpıcı bir betimlemesidir. Hırs, fırsatçılık ve hınç duygularının kahramanlığa, huzura ve merhamete baskın çıktığı bir toplumsal ortamda sadakat ve tutku nasıl bir yer tutabilir? Némirovsky, bu koşullarda Thérèse ile Bernard arasındaki bağların bütün kırılganlığıyla beraber geçirdiği değişimi anlatarak, insanın ne denli çok boyutlu olabildiğini düşünmeye okuru davet eder. İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan Sonbahar Ateşleri yalnızca derin ruhsal çözümlemeleriyle değil, savaş toplumlarına ilişkin canlı betimlemeleriyle de belleklerde yer etmiş bir klasik...
KAYITTAYIZ!
(Mehmet N. Karaca)
Telif hakkı kavramı Türkiye’ye kimlerin eliyle girdi? İlk özel televizyonlar hangi koşullarda, hangi riskler göze alınarak kuruldu? Bir dizinin hangi kanalda yayımlanacağını ne belirler? Mehmet N. Karaca Masa Kitap'tan çıkan kitabında bu soruları, hepsinin konuşulduğu yerlerde bulunmuş biri olarak yanıtlıyor. Karaca, babasının kurduğu ve bugün yetmişinci yaşına yaklaşan ONK Ajans’ta başlayan bir hikâyeyi sürdürüyor. Önce yabancı yapımların gelişine aracılık ediyor, ardından kendi yapım şirketinin kurucu ortakları arasında yer alıyor, bir dönem de televizyon kanalı yönetiyor. Kimi işlerin beklenmedik biçimde büyüdüğü, kimi projelerin son anda elden kaçtığı bu uzun yolculuğu ilk ağızdan aktarıyor. Kitapta bir mesleğin Türkiye’de yoktan var edilişi ve özel yayıncılığın ilk yılları, tek kanallı televizyon döneminden bugünün dijital platformlarına uzanan bir çizgide anlatılıyor. Böylece bugün sektöre yeni başlayanlara doğal gelen pek çok uygulamanın hangi koşullarda oluştuğunu gösteren, belge değeri taşıyan bir anlatı çıkıyor ortaya.
YAZANLARIN KÜTÜPHANESİ
VakıfBank Kültür Yayınları, editörlüğünü Mehlika Karagözoğlu Aslıyüksek’in yaptığı “Yazanların Kütüphanesi” adlı eserini okurlarla buluşturdu. Şinasi’den Yahya Kemal’e, Mehmet Akif’ten Nâzım Hikmet’e, Necip Fazıl’dan Kemal Tahir’e, Sait Faik’ten Tomris Uyar’a uzanan geniş bir yelpazede, yazarların hangi metinlerle beslendikleri, kimleri okudukları ve bu okumaların yazılarına nasıl yansıdığı inceleniyor. Böylece Türk edebiyatı, birbirinden bağımsız isimler toplamı olarak değil, ortak kaynaklardan beslenen canlı bir kültürel bellek olarak yeniden düşünülüyor. “Yazanların Kütüphanesi”, edebiyata yalnızca eserler üzerinden değil, o eserleri mümkün kılan okuma ağları üzerinden bakmaya davet ediyor. Her yazarın, görünenin ardında bir de görünmeyen “kütüphanesi” olduğunu hatırlatan kitap, Türk edebiyatının seçkin yazar ve şairlerinin okuma dünyasına odaklanarak edebiyatımızın görünmeyen bir haritasını ortaya koyuyor.
BÜYÜK KUŞ KAPIP GÖTÜRMESİN
(Hiromi Kawakami)
Uzak bir gelecekte, insanlık yavaş yavaş yok olmakta. Dünyanın dört bir yanına dağılmış küçük topluluklar, “Anneler”in gözetiminde yaşamlarını sürdürüyor. Kimi çocuklar fabrikalarda tavşanların ve yunusların hücrelerinden yaratılırken, kimileri bitkiler gibi sadece ışık ve suyla besleniyor. İnsan soyunun devamı bu farklı varlıkların yakınlaşmasına bağlı olsa da bu yeni ve yorgun dünyada, insanı insan yapan şeylerin –bir başkasına bağlanmanın, sevmenin, çoğalıp soyunu sürdürmenin– daha ne kadar devam edeceğini kimse bilmiyor. Domingo Yayınevi'nden çıkan, Uluslararası Booker Ödülü finalisti Büyük Kuş Kapıp Götürmesin, çağlar boyunca uzanan birbiriyle bağlantılı on dört hikâyede hüznü ve ütopyayı bir araya getirerek, bildiğimiz anlamıyla insanın sonuna dair şaşırtıcı bir dünya kuruyor. Bir çocuk nereden geldiğini merak ediyor, bir başkası sevmeyi öğreniyor; geride bırakılanların izleri, henüz doğmamış olanların hayatına karışıyor. Her şeye rağmen insanlar yakınlık aramayı, kaybettiklerini özlemeyi ve kendilerinden sonra gelecekler için umut etmeyi sürdürüyor.
BİSİKLETÇİ
(İsa Balcı)
İsa Balcı, Metinlerarası Kitap'tan çıkan Bisikletçi'de bir mahallenin sokaklarına, evlerine, okul sıralarına ve dükkânlarına çocuk gözünden bakıyor. Yoksulluk bazen bir eşofmanda, bazen veresiye defterinde; siyaset duvar yazılarında, gazetelerde ve büyüklerin konuşmalarında beliriyor. Ama bütün bunların arasında oyun sürüyor, çocuklar âşık oluyor, kavga ediyor, hayal kuruyor ve dünyayı kendilerince anlamlandırmaya çalışıyor. Gülümsetirken bir anda boğazda düğümlenen, acıyı mizahın hemen yanı başında taşıyan bu öyküler; geride kalmış bir çocukluğu değil, hafızada hâlâ yaşamaya devam eden bir mahalleyi anlatıyor.
SAVAŞIN VE İMPARATORLUĞUN GÖLGESİNDE
(Görkem Akgöz)
ALFA Yayınları 2025 Hagley Ödülü’ne layık görülen Görkem Akgöz imzalı Savaşın ve İmparatorluğun Gölgesinde: Türkiye’de Sanayileşme, Ulus İnşasi ve İşçi Sınıfı Politikaları adlı eseri Tarih Vakfı Yurt Yayınları işbirliğiyle okurlarla buluşturuyor. Kitap, imparatorluk sonrası ulus inşası ile devlet öncülüğünde yürütülen sanayileşmenin eşzamanlı ilerleyişini ve bu iki sürecin işçi sınıfı siyasetiyle kurduğu çelişkili ilişkiyi inceliyor. Makroekonomik kararların ötesine geçerek "üretimin gizli mekânı" olan fabrika duvarlarının ardına odaklanan Akgöz; "vatansever emek" söylemini, devlet paternalizmini ve işgücünün kontrol rejimlerini çözümlüyor. Sanayileşmenin yalnızca teknik bir büyüme hamlesi olmadığını, aynı zamanda mekân siyaseti, toplumsal cinsiyet dengeleri, kentleşme ve barınma sorunlarıyla şekillenen bütüncül bir toplumsal yeniden yapılanma projesi olduğunu ortaya koyuyor. Çalışmayı benzerlerinden ayıran en temel unsur, resmi belgelerin teksesliliğine mahkûm kalmayıp tarihi "aşağıdan yukarıya" bir yaklaşımla atölye katından itibaren yeniden yazması. Sümerbank arşivlerindeki tozlu işçi sicil dosyalarından çıkarılan dilekçeler ve yaşamöyküleri sayesinde; Ahmet, Enver, Mümin ve Mustafa gibi gerçek Bakırköy işçilerinin ve kadın emekçilerin sesleri ilk kez duyulur hale geliyor.
AKIL YÜRÜTME BİÇİMLERİ
Gündelik dilde çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da düşünme ile akıl yürütme aynı şey değildir. Düşünme, zihnin en geniş kapsamlı faaliyetidir. Akıl yürütme ise bilinenden bilinmeyene, kabul edilmiş öncüllerden bir sonuca doğru yapılan gerekçeli bir geçiştir ve bundan dolayı düşünmeye kıyasla daha denetlenebilirdir. Yasin Ramazan Başaran ve Yusuf Şahin'in editörlüğünde
Eskiyeni Yayınları'ndan çıkan Akıl Yürütme Biçimleri, daha önce yayımlanan Düşünme Biçimleri derlemesinin devamı ve tamamlayıcısı olarak bu dar ve disiplinli alana odaklanıyor. Çalışma, hareket noktasını Aristoteles'in mantık külliyatından ve bu külliyatın İslam mantık geleneğindeki "beş sanat" yorumundan alıyor. Burhân, cedel, hatâbe, şiir ve mugâlata, sırasıyla analitik, diyalektik, retorik, poetik ve sofistik akıl yürütme başlıkları altında çağdaş bir dille yeniden ele alınıyor.
DOKUZ AY
(Bünyamin K.)
Benim bildiğim gaz feneri, ışıtsın diye yakılmaz. Bağ evinde hikâye anlatıcısının horalı sesi abartılı yüz ifadeleriyle, el kol hareketlerinin gölgesiyle bir olsun diye yakılır... Dışarıda Dokuz Ay, henüz sekiz yaşına basmamış bir çocuğun dalındaki yeşil ayvalara bakarak gün sayışıyla başlıyor; bozkırın tozlu yollarına ve ilk gençliğin acemi kavşaklarına uzanıyor. Bünyamin K., taşra yalnızlığını, yoklukla sınanan aileleri ve sırtında eski bir ceketle dünyada yolunu bulmaya çalışan çelimsiz bir delikanlıyı son derece canlı ve içten bir dille anlatıyor. Bir fenerin ışığında beliren anılar, tekleri farklı ayakkabılar ve cebinde şiirlerle bozkırı aşan adımlar... Ketebe Yayınları'ndan çıkan kitap, çocukluğun saf bahçesinden geçip yetişkinliğin gürültüsüne savrulanların, geride bıraktıklarına dönüp bakanların hikâyesi.
RÜYALARDA BULUŞURUZ
(Tuğba Kocaefe)
Babamla senkronize şaka yapamayız biz. Şakalaşma kapasitemizin eksikliğinden değil, herhangi bir işteşliği kaldırabilecek bir ilişkimiz olmadığından. Yan yana durabiliriz ama cümleden birimizi çıkarsan, diğerinin anlamında kayda değer bir değişiklik olmaz. Her şey, bir düğün günü Şerif Bey'in unutulan saatin peşine düşmesiyle başlar. Ancak direksiyondaki baba ile yan koltuktaki kızı Firuze'nin çıktığı bu yolculuk, sadece düğün salonuna değil; hafızanın, bastırılmış kırgınlıkların ve absürt tesadüflerin labirentine uzanır. Ege sıcağının altında sürüklenen bu iki kişilik konvoyda eski bir kasetin cızırtısından çıkıp gelen hülyalar, pencerelerin ardında sayılara sığınan hüzünlü kadınlar, gelinlikçide patlayan ritimler, hafızasını kaybetmiş geçmişin hayaletleri karşılar okuru. Hey Kitap'tan çıkan Rüyalarda Buluşuruz, Türkiye'nin yakın tarihinden aile içi sessizliklere, çağdaş edebiyatta babalar ve kızları arasındaki o hiç kapanmayan mesafeye yapılmış; kahkahası bol, sızısı derin bir yolculuk...
DEĞİRMENİMDEN MEKTUPLAR
(Alphonse Daudet)
Değirmenimden Mektuplar, ünlü Fransız yazar Alphonse Daudet’in eski bir yel değirmeninde yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Bu mektupların bazıları yazarın anılarını, bazıları da duyduğu ve kurguladığı öyküleri içeriyor. Yazarın en sevdiği eser olma özelliğini de taşıyan ve Pars Yayınları'ndan çıkan kitap; sizleri şehrin kalabalığından, gürültüsünden uzak bir Fransız taşrasına götürecek; dönen kanatların tıkırtısı eşliğinde kulaklarınıza düşündürücü öyküler fısıldıyor.
3 Ekim nişan, 22 Ekim ölüm... Avukat Özge'ye cübbeli veda
İzmir'de, polis memuru nişanlısı Aykut Erol tarafından katledilen avukat 26 yaşındaki Özge Penbegül, tabutunun üzerine cübbesi konularak son yolculuğuna uğurlandı. Nişanlılığının 19'uncu gününde öldürülen kızının cenazesine sarılan anne Özlem Penbegül'ü yakınları sakinleştirmeye çalıştı.(AA)
- Ana Sayfa
- Yazı Boyutu
- Paylaş
-
- Kaydet
- Görüntüle
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.