COVİT 19 VE MUTFAKLARIMIZDA DEĞİŞİM

Bir virüs gelecek ve dünyadaki insan yaşamını alt üst edecek altı üstü gözle görülmeyen bir protein oysa ki insanlık protein için nelere katlanmadı ki ama bu protein şimdi öldürücü. Konumuz ölüm değil, salgının yarattığı ve gelecekte yaratacağı tahribatlar. Biz olabilecek olumsuzlukları bilebilirsek bunlara karşı önlemler almak suretiyle bu yıkımları azaltabiliriz, nedir bu ön görülen tahribatlar?

Bir çok makale tarama imkanı buldum ve bu makalelerden bazılarını seçip sizlerle paylaşmak istedim.

Bu salgın sonuç itibarıyla sonlanacak ancak insanlığa verdiği korku ve ona bağlı olarak mutfaklarımızın ve buna bağlı ürünlerin üzerinde değişimler yapacağı aşikardır hata bunu bu günlerde yaşıyoruz nedir bu salgınla beraber gelen değişimler.

1.salgına bağlı olarak tahıl, bakliyat gibi temel belirleyici ürünlerde salgına bağlı korumacı politikaları gelişmiştir: "Örneğin Paranız olsa da buğday satan olmayacak”

2.ucuz emek ve ucuz doğa anlayışı çerçevesin de ürün deseninin değiştirilmiş olması “bu üreticiler ve tüketiciler için ciddi kırılmalar yaşanmasına sebebiyet verdi” bunu çok su isteyen ürünlerden tutun yetişmesi olanaksız topraklarda ürün yetiştirme çalışmalarına kadar geniş bir yelpazesini düşünebilirsiniz.

3.serbet piyasaya duyulan koşulsuz inanç çok uluslu Tarım- gıda şirketleri lehine şekillenen tarımsal destekler küçük tarımsal üreticileri kırılgan bir hale getirmiştir. “küçük tarım üreticisini ürettiği ürün desenini terk etmek zorunsa kalmış ve üretim rengi kaybolmuştur bunu amik ovasında görebiliriz”

4. çok aktörlü tedarik zincirleri ve süper marketler sıfır stok üzerine kurulu parakendeciliğinin kırılgan, dayanıksız yapısı gözler önüne serilmiştir. ”Mutfağımız da kilerin ne kadar önemli olduğunu yeniden fark etmemizi sağladı ama kilerli evimiz kaldı mı? “

5.gıda üretiminin dolaşımı ve tüketimine yön verenler, hava, deniz, karayolu taşımacılığı ile emek gücü hareketi karşısın da çaresiz görünüyor.

Ne yapmalıyız’a gelmeden önce bu salgın yaratacağı sorunların farkına varan yöneticilerin bu tespit edilen veya edilecek sorunların açık tartışmalara ve toplumla paylaşılması gerekir bunu yapamadığımız takdirde oluşacak bir olağan üstü durum da bocalayıp kaos ortamlarının yaratılmasına sebep olacaktır.

Bilin ki çözümü olmayan “mesele” olmaz. Mesele varsa, çözüm mutlaka vardır, mesele “meseleyi tanımak” farklı pencerelerden bakmayı öğrenmeli “meseleyi ”onu oluşturan düşünce biçimlerimizi kullanarak çözemeyeceğimizi idrak etmelisiniz.(1)

Ne yapmalı ?bu sorunları çözmek için Alev Alatlı’nın söylediği gibi farklı bir pencereden bakabilecek miyiz? yoksa tehlike geçince eski alışkanlıklarımıza mı devam edip bu sorunlara kafa yormadan hayatımıza mı devam edeceğiz biz yine de ne yapılmalı deyip bir vizyon sunalım.

1. Yerel kültüre dayalı uygun gıda üretme ve erişim hakkı sağlanmalı “şehrimizde bu olanak mevcut ama daha geliştirilmeli”

2.gıda egemenliği siyasetini gıdanın üretimini, dolaşım ve tüketimini yeniden yapılandırılmalı ”bunun oluşabilmesi için en başta hal yasaları, süpermarketler vb. yasal düzenlemelerin yapılması”

3. gıda demokrasisi, tarımsal vatandaşlık, gıda vatandaşlığı “ bu kavramları başka bir yazı da ele alacağım”

4. yerel , yöresel gıda sistemlerinin tesisi “ister kotlama deyin ister coğrafik işaret deyin ister yöresel gıda kodeksi deyin ama bu sistemin hızla kurulması gerekmektedir “

Özet olarak bu sorunları merkezi hükümetlerden beklemek çözüm odaklı olmayacak burada yerel yönetimler devreye girmek zorunda çünkü artık yerel yönetimlerin 100 yıl önceki sistemlerle yereli idare etmek mümkün olmayacak bunu da önümüzdeki ayda KENDİNE YETEN ŞEHİRLER başlığı ile sizlerle paylaşacağım.

 

(1) Alev Alatlı; Nasihatname  

 

Top