HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS (İnsan Türünün Kısa Tarihi)

Tarihçi Yuval Noah Harari’nin bu 410 sayfalık, büyük boyutlu derinlikli yapıtı bizi insan tarihinin karanlık dönemlerine götürüp adım adım ve zamandizin-sel olarak bu günlere getiriyor, hatta geleceğe de taşıyor. Bunu yaparken geçmişi hayli sabıkalı bizim Homo Sapiens tarihini ikna edici veri ve yorumlarla aydınlatıyor, kimi noktalarda ezberimizi bozuyor. Bu yetkin çalışma hem bir tarih, hem bir antropoloji, hem bir toplumbilim- siyasetbilim kitabı. Her şeyden önemlisi, insanın bir evrimin ürünü olduğunun bilimsel, somut verilerle ortaya konmuş olması. Evrim karşıtı şarlatanlara ciddi bir tokattır.

            Bu oylumlu yapıt dört ana bölüm ve Sonsöz’den oluşuyor:

            Birinci Kısım: Bilişsel Devrim- Önemsiz Bir Hayvan (19), Bilgi Ağacı (35), Adem ve Havva’nın Bir Günü (54), Sel (76)

            İkinci Kısım: Tarım Devrimi- Tarihin En Büyük Aldat-macası (91), Piramitleri İnşa Etmek(110), Fazla Dolu Hafıza (129), Tarihte Adalet Yoktur (142)

            Üçüncü Kısım: İnsanlığın Birleşmesi- Tarihin Oku (171), Paranın Kokusu (180), Emperyal Vizyonlar (194), Dinin Kanunu (213), Başarının Sırrı (239)

            Dördüncü Kısım: Bilimsel Devrim- Cehaletin Keşfi (249), Bilimle İmparatorluğun Evliliği (276), Kapitalist İtikat (304), Sanayinin Çarkları (331), Kalıcı Bir Devrim (347), Ve Son-suza Dek Mutlu Yaşadılar (370), Homo Sapiens’in Sonu (390)

            Sonsöz: Tanrılaşan Hayvan (409)

           

            Ama kitabın başındaki iki sayfalık “Tarih Çizelgesi-Günümüzden... yıl önce” tablosu 13,8 miyar yıl öncesinden günümüze ve geleceğe hızlı bir kuş bakışı sunan değerli bir insanlık tarihi özeti:

            13,8 milyar: Madde ve enerjinin ortaya çıkışı. Fiziğin başlangıcı. Atomların ve moleküllerin or-taya çıkışı. Kimyanın başlangıcı.

4,5 milyar: Yeryüzü gezegeninin oluşumu.

3,8 milyar : Organizmaların ortaya çıkışı. Biyolojinin başlangıcı.

6 milyon : İnsanların ve şempanzelerin son ortak büyükannesi.

2,5 milyon: Afrika’da insanların evrimi. İlk taş aletler.

2 milyon : İnsanların Afrika’dan Avrasya’ ya yayılması. Farklı insan türlerinin evrimi.

500.000 : Neandertallerin Avrupa ve Ortadoğu’daki evrimi.

300.000 : Ateşin gündelik kullanımı.

200.000 : Homo Sapiens’in Doğu Afrika’daki evrimi.

70.000 : Bilişsel Devrim. Kurgusal dilin ortaya çıkışı. Tarihin başlangıcı. Sapiens’in Afrika’da yayılması.

45.000 : Sapiens’in Avustralya’ya yerleşmesi. Avustralya’daki megafaunanın yok oluşu.

30.000 : Neandertallerin yok oluşu.

16.000 : Sapiens’in Amerika’ya yerleşmesi. Amerika’daki megafaunanın yok oluşu.

13.000 : Homo floresiensis’in yok oluşu. Homo Sapiens hayatta kalan tek insan türü.

12.000 : Tarım Devrimi. Bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi. Yerleşik düzen.

5000 : İlk krallıklar, yazıt, para. Çoktanrılı dinler.

4250 : İlk imparatorluk- Kral Sargon’un yönettiği Akad İmparatorluğu.

2500 : Madeni paranın icadı-evrensel para. Pers İmparatorluğu- “tüm insanların yararına” evrensel bir siyasi düzen. Hindistan’da Budizm- “tüm varlıkları acı çekmekten kurtaracak” evrensel hakikat.

2000 : Çin’de Han İmparatorluğu. Akdeniz’de Roma İmparatorluğu. Hıristiyanlık.

1400  : İslam.

500 : Bilimsel Devrim. İnsanlık, cehaletini kabul eder ve bu eşi benzeri görülmemiş bir güç elde etmelerine önayak olur. Avrupalılar Amerika’yı ve açık denizleri fethetmeye başlar. Yeryüzünün tamamı tek bir tarihsel mücadele alanına dönüşür. Kapitalizmin yükselişi.

200 : Sanayi Devrimi. Devlet ve Pazar, aile ve cemaatin yerine geçer. Hayvan ve bitki türlerinin soylarının tükenmesi.

Günümüz: İnsanlar yeryüzü gezegeninin sınırlarını aşar. Nükleer silahlar insanlığı tehdit eder. Giderek artan bir şekilde organizmalar doğal seçilimden ziyade akıllı tasarımlarla şekillendirilir.

Gelecek : Akıllı tasarım yaşamın en temel ilkesi haline gelir? Organik olmayan ilk yaşam biçimleri? İnsanlar tanrıların mertebesine yükseltilir?

            Bu kısacık çizelge aslında çok şey anlatıyor bize.

            Animizm, çoktanrıcılık, tektanrıcılık aşamaları Sapiens’in toplumsal ve ekonomik aşamalarıyla doğrudan ilişkisini en fanatik ya da en cahil kişiyi ikna edici veri ve saptamalarla ortaya koyuyor yazar. Ne var ki küresel kapitalizmin bunca vicdanlı eleştirisini cesaretle yapabiliyorken özel mülkiyete karşı olmaması, hele anti-komünistliği insanı yadırgatıyor.(s.230-231) Komünizm neden insanüstü hatta bir din olsun? İnsanüstü ama Budizm gibi doğaüstü değilmiş. Böyle değerli bir bilim insanının kamuculuğu bunca düşsel bir din-ideoloji görmesi kendisinin adına acıklı bir durum. Hele, bu ideolojiyi, felsefi yönden Nazi felsefesiyle aynı kefeye koyma-sı...

            Hümanist dinleri üçe ayırıp Nazizm’i Evrimsel Hümanizm sayması da bir o kadar yadırgatıcı. Başka soy-ırk düşmanı bir ideolojiyi nasıl hümanist sayar?.. Ama “O günden bugüne biyologlar Naziler’in ırk teorisini alaşağı ettiler...” de diyebilmiş. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

            “... ama çoğu ülkede hiç kimse açlıktan ölmemektedir. Hatta çoğu ülkede insanlar açlıktan ziyade obezite, obezite yüzünden ölüm tehlikesi altındadır.”(267) saptaması yazar adına ciddi ve de kınanacak bir körlüktür. Nerde yaşıyor bu sayın bilim insanımız? Afrika’daki açlıkla ilgili hiç mi haber gelmiyor önüne. Ama bilimin de siyasal, ekonomik ve dinsel çıkarlarla biçimlendiğini itiraf edip, “Kültürümüzün tüm diğer öğeleri gibi ekonomik, siyasi ve dini çıkarlarla şekillenir.” diyen yazarımızın daha sonra bilimin insanoğlunu, Sapiens’i kurtaracağına bunca iman etmesi de acı bir çelişkidir.

            Bilimin 1500'den sonra, özellikle son iki yüzyılda baş döndürücü gelişimi hayret verici ayrıntılarla anlatılmış. Çarpıcı nokta da bu vahşi sömürü sırasında Avrupalının, fethettiği yerde yaptığı sosyolojik, antropolojik, arkeolojik bilimsel araştırmalardır. Yani onların bu çalışmaları olmasaydı Çin, Hindistan gibi birçok yerde bugünkü verilere sahip olamazdık, diyor. Peki, bu faturanın bunca ağır olması mı gerekirdi? Bu çalışmalar yapılanları, yapılmakta olanı bağışlatır mı? Emperyalistler, bunun Avrupalı olmayan ırkların iyiliği için kurulmuş iyi niyetli projeler olduğunu iddia ettiler. Beyaz adam, onları daha ileriye, uygarlığa taşımak için bu kutsal misyonu (!) yüklenmiş. Olgular bu efsaneyi, bu palavrayı yalanlıyor, diyor. “Ancak, Batı’nın üstün olduğu inancı tamamen kaybolmak yerine yeni biçimler almıştır. Irkçılık, yerini kültürcülüğe bırakmıştır.”(302)

            Kapitalizmin nasıl çalıştığının anlatıldığı sayfalar çok bilimsel ve derinlikli. (304 ve ...) “Kapitalist pasta büyüdü, eşitsizlik de...” diyen yazar ne acı ki kapitalizme karşı değil. “Sanayi Devrimi, enerji dönüşümünde yaşanan bir devrimdir.”(335) “Sanayi Devrimi her şeyden önce İkinci Tarım Devrimi’dir.” (338) “Hayvanlar bu devrimde üretim bandının önemsiz bir çarkıdır.” Yalnız, hayvanlara gösterilen bu acımasızlık bile kapitalist sisteme karşı olmayı gerektirmez miydi? Bu canavarlık, köle ticaretinde olduğu gibi kayıtsızlıktan ileri gelir, diyor. Kendi cinsine bunu yapabilen insan, hayvana neler yapmaz...

            Ve kapitalizmin etiği, amentüsü: tüketim. “Doğanın isteklerine karşı giderek daha duyarsızlaşan Sapiens, modern sanayinin ve devletlerin isteklerineyse giderek daha bağımlı hale geldi.” (343) itirafı da çok dürüstçe. Hele şu saptama: “Bütün bu değişimler, insanlığın başına gelmiş en ciddi toplumsal devrim karşısında bir hiçtir. Ailenin ve topluluğun çöküşü, yerine devletin ve piyasanın geçmesi.” (352) “Ulus, devletin; tüketici, toplumsal piyasanın hayali topluluğudur.” ... “Bunlar sadece hayal gücümüzde yaşar ama güçleri muazzamdır.”(358) “Milyonlarca yıllık evrim, hepimizi topluluk üyesi olarak düşünmek ve yaşamak yönünde tasarlamıştır; oysa biz iki yüzyıl içinde birbirine yabancılaşmış bireyler haline geldik. Hiçbir şey kültürün akıl almaz gücünü bundan daha iyi doğrulayamaz.”(356) diyen, diyebilen bir vicdan nasıl olur da kapitalizme karşı olmaz, nasıl olur da özel mülkiyete itiraz etmez?

            Dünyada savaşsız, barışçı bir dönem yaşandığı savı da tartışılır. Ortadoğu’da çıkan/ çıkarılan savaşlardan söz ederken Suriye’de yaşananlara değinmemesi kitabın daha önce yazıldığını düşündürdü ilkin, ama kitap 2012'de yazılmış. Yani yazar, ne yazık ki bazı gerçekleri görmek istememiş, dedirtiyor. Nükleer silahların barış yarattığı savı, şimdiye dek yaşananlara bakılırsa doğru bir saptama.

            Yazar cesaretle eleştirse de sonuçta kapitalizme karşı değil... “Sınırları tüm dünya olunca da Dünya İmparatorluğu fiilen dünya barışını da tesisi etmiş oluyor.”(369) Bugünün zengin ve sağlıklı insanının daha mutlu olup olmadığını dürüstçe ve yetkince irdeliyor.(373-...) Ne acı ki, Harari bu küresel sistemde insanın geleceğinden çok emin. İnsan bilimsel devrimle ölümsüzleşecek, dünyada enerji sonsuzdur. Yani bu düzenden daha iyisi yok, olmayacak. O da tarihin sonunu yazıyor.

            “Son 500 yıl baş döndürücü devrimlere sahne oldu…” diyen yazar şu soruyu soruyor: “Peki, mutlu muyuz?”(370) Bilişsel Devrim’ den bu yana geçen 70 bin yıl, dünyayı daha yaşanacak bir yere dönüştürdü mü?” Hayvanlara acı-mutsuzluk, dünyada ekolojik yıkım konusunda duyarsız değil ama faturayı düzene kesmiyor. İnsanın düne göre daha mutlu olmadığını itiraf etmiş olduğu halde. Anlamak zor. Şu tuhaf çıkarsama yazarımızın duruşunu somut ortaya koyuyor:

            “Tek bir anlamlı tarihsel gelişme vardır. Bugün nihayet mutluluğun sırrının biyokimya sistemimizde olduğunu anladığımıza göre, zamanımızı politika ve sosyal reformlarla, siyasi mücadele ve ideolojilerle ilgilenmekle geçirmeyi bırakıp bizi gerçekten mutlu eden tek şeye odaklanabiliriz: biyokimyamızı manipüle etmek. Eğer beyin kimyamızı anlamak ve uygun tedavileri geliştirmek için milyarlar harcarsak insanların her zamankinden daha mutlu olmasını sağlayabiliriz. Böylelikle devrimlere ihtiyacımız kalmaz. Örneğin, Prozac rejimleri değiştirmiyor ama serotonin seviyelerini yükselterek insanları depresyondan çıkarabiliyor.”(382) Yazarımız, bundan yana değilmiş gibi duruyor, bize Aldous Huxley’nin distopik romanı Cesur Yeni Dünya’yı örnek verirken. Ama kendisinin de bu düşüncede olduğunu dikkatli bir okur kolayca fark eder.

            Bunca irdeleme, saptama ve eleştiriden sonra yazardan böyle bir çıkarsama, öneri duymak çok büyük bir düş kırıklığı ve öfke yaratıyor. Bu acıklı durum o Temel fıkrasını çağrıştırıyor: Temel, bir laboratuvarda pireyle ilgili deney yapıyor. Yerinde duramayan pirenin ön ayağını koparıyor ve pireye ‘Zıpla!’ komutu veriyor. Pire, haliyle üç ayakla da zıplıyor. İkinci ön ayağını koparıp aynı komutu veriyor. Pire iki art ayağıyla da zıplayabiliyor. Art ayaklarından birini koparıyor. Pire yine zıplama çabası gösteriyor. Ama son ayak koparılınca verilen komuta karşın pirede hareket olmaz. Ve Temel şu sonucu not eder: “Pirenin ayakları koparılınca işitme duyusu kaybolur!” Ne yazık ki Temel’inkiyle yazarın çıkarsamaları örtüşüyor. Şimdi Ernest Che Guevara’nin şu unutulmaz sözünü anımsatmak da zorunlu oluyor: “Aç insanları doyurduğum zaman bana ‘kahraman’ diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zamansa ‘komünist!’”

            Kâr hırsıyla hayvanlara yapılan acımasızlık, ekolojik yıkım konusunda duyar-sız olmayan Harari, biyomühendislik, siborglar ve inorganik yaşam, kişiselleşmiş tıp, potansiyel süper insanlar konusunda inanılmaz uçuk açıklamalarına bizi ikna etmeye çalışıyor. İlerde insanlar arasında korkunç bir eşitsizliğin doğabileceği tehlikesine de dikkat çekerken. (404) Ama, inatla küresel kapitalizmden başka düzen düşünmemesi, özel mülkiyeti sorgulamaması insanı şaşkına çeviriyor. Sonsuz enerji ve bitmek bilmez bilimsel buluşlarla bu rezil düzenin, çarklarını sonsuza dek çevirebileceğini iddia edebiliyor? Hele Homo Sapiens’i başka bir yaratığa dönüştürme ile ölümsüzlük arayışı düşünün iç içe olduğunu ileri sürüp “Gılgamış projesi bilimin amiral gemisidir.” (407) demesi bunlara tuz biber ekiyor. Oysa, ABD’li biliminsanları bile insan için 125 yıldan daha uzun yaşam olasılığının çok düşük olduğu görüşünde. Sonsöz- Tanrıya Dönüşen Hayvan’ da son cümlesi de şu oluyor ama: “Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?” Ben ne diyeyim?

            Coronavirüs pandemisini/küresel salgınını yaşadığımız şu günlerde bu küstah düzenin rezillikleri, acımasızlıkları daha somut ortaya çıkmışken, bu düzene karşı tepkiler çığ gibi büyümüşken 2012'de yazılmış bu kör iyimserlik insanı haliyle isyan ettiriyor. Kaldı ki bu küresel sistem 2008'de ciddi bir darbe yemişti; dahası, bu salgından önce de düzen ikinci ve daha büyük bir krize girmişti.

            Büyümekle, çılgınca bir tüketimi pompalayarak ancak ayakta kalabilen bu canavar düzene bütün vicdanların itiraz ettiği günlerdeyiz. Andre Gorz, daha 1980'de şöyle diyordu:

            “Günümüzde artık küçülme ve mevcut yaşam biçiminin tersine çevrilmesi yoluyla refaha erişmeyi savunmak gerçeklikten sapma anlamına gelmiyor. Aksine, gerçeklikten tam da ekonomik büyümenin hâlâ insan refahını arttırabileceğini ve fiziksel olarak da hâlâ mümkün olduğunu hayal etmekten ibarettir.”  Harari bu satırları okumuş olsaydı bize böylesine pembe bir ütopya, sinir bozucu bir iyimser masal anlatır mıydı? Anlatır, niye anlatmasın. Özel mülkiyete itirazı yoksa...

            Küçülme adlı kitapta (Yayına Hazırlayan: Giacomo D’Alisa- Federico Dema-ria- Giorgos Callis, çev: Ayşe Ceren Sarı-Berk Öktem-Burag Gürden- Yaprak Kurtsal, Metis Y.) küçülme kavramı irdelenirken büyümenin, ilerleme anlamına gelmeyeceği açıklanıyor, ‘kalkınma’nın yerine ‘gelişme’nin tercih edilmesinde olduğu gibi, küçülme derken belli kavramları dönüştürmeyi savunan bir yaklaşım sergileniyor. Tüketimin ve konforun paylaşılması, dolayısıyla ‘mutluluğun’ yaygınlaştırılmasını hedefleyen bir küçülme. Yani bu değerli çalışma ve her gün okuduğumuz onlarca vicdanlı kalemden çıkmış makaleler bize insafsız kapitalizmin duvara çoktan tosladığını, bu sistemin seçeneğinin tam olarak karşıtı bir sistem olduğunu bize anlatıyor.

                        Yarının Kısa Bir Tarihi ile 21.Yüzyıl İçin 21 Ders kitaplarının da yazarı, biraz popülerlik çabası içinde olduğu sezilen Harari, bu yapıtında aslında gömleğin ilk düğmelerini yanlış iliklememiş. Doğru, çok aydınlatıcı bilimsel bilgiler veriyor sayfalarca. Bence yanlış ilikleme, Dördüncü Kısım- Bilişsel Devrim (249-390) bölümünde yapılmış. Yazar, keşke daha karamsar, daha kötümser bir tablo çizseydi ve bu tanrılaşan hayvan karşısındaki güçsüz insanlardan, hayvanlar-dan ve dolayısıyla şu Dünya’dan daha açıkça yana olsaydı!..

            Bu bilinç ve gözle okunursa elbette ufuk açıcı, hatta başucu bir kitaptır Yuval Noah Harari’nin ‘Hayvanlardan Tanrılara SAPIENS insan türünün kısa tarihi’ adlı bu yapıtı.

 

 

 

10 Temmuz 2020

Yeşildeniz Sitesi/ Bozbük- MİLAS                                                                              

Top