Atatürk’ün iradesini şehitler üzerinden kırmak mümkün müydü!

Geçenlerde yakın bir akrabam telefon açarak Gara’daki şehitlerimiz için ulusal yas ilan edilmesine karşı çıkmama itiraz etti. Kendisine şunu söyledim:

“Ulusal yas ilan ederek şehitleri geri getirebilecek miyiz?

Hayır. Peki yas ilanı milletimizin PKK’ya karşı daha fazla tepki göstermesini sağlamaya mı yarayacak?

Hayır. Milletimiz zaten PKK’ya lanet okuyor.”

Bu sefer ben sordum:

“Ulusal yas ilanıyla PKK’ya ‘Türk milletini dize getirdik, ulusal yas ilan ettirdik, böylece amacımıza bir adım daha yaklaştık.” dedirterek PKK’yı sevindirmeyecek miyiz?”

“Burasını düşünememiştim” dedi. Mesele tam da bu. Her şeyi düşünüyor; ama burasını düşünemiyor.

Aslında düşündürtülmüyor. Çünkü bir şey Türk milletinin çıkarına mı, PKK’yı, emperyalisti mi sevindirir hesabı yapılması istenmiyor. Önemli olan muhalif olduğumuzu zorda bırakmak.

Denebilir ki 5-6 yıldır PKK’nın elindeki şehitlerimiz için özel ilgi gösterilmeliydi. Acımız büyük, kahroluyoruz; ama ilgi PKK’yı sevindirecek eylemlerle olmaz. İlgi PKK ile mücadelede tutarlı ve kararlı olunmasını talep etmekle olur.

“Ulusal yas ilan edelim” talebinde bulunan siyasetçi, yazar ve kitle örgütü yöneticilerinin çoğu, bölücülükle daha kararlı nasıl mücadele edilebileceğiyle ilgili çözüm sunmuyorlar. Meseleyi yas ilanına kilitliyorlar. İtiraz ettiğim nokta da burası. Bu meselesinin esasının kavranmadığı gibi kimileri açısından meselenin esasının düşünülmemesi için üzerinde duruluyor. Dikkat edilirse neredeyse HDP bile ulusal yas ilan edilmesini savunacak. Çünkü amaç PKK ile mücadele değil, üzüntüyle milleti avutmak, PKK’yla görüşmelere razı etmek.

Türkiye bir savaşta ve savaşta şehit olmak da var. Zaman zaman ulusal yas ilan edildiğinde, bu, milletimizde “artık yeter, gerekirse PKK’yla masaya oturun, yeter ki şehit gelmesin” yılgınlığına neden olacaktır.

Kimilerinin istediği de budur.

“Savaşta mıyız ki” diyenler ABD’yi gözlerden saklıyor

Bazıları “savaşta mıyız ki” diyor.

Savaşta değilsek ABD, PKK için neden “kara gücüm” diyor?

Savaşta değilsek Gara’da canlarımız şehit edilirken ABD neden Irak’ın kuzeyinden Suriye’ye 50 tırlık bir konvoyu geçiriyor?

ABD neden Dedeağaç’ta üs kuruyor ve sınırlarının ötesinde ve bizim sınırımızda Yunanistan’la ortak tatbikat gerçekleştiriyor?

Trump CAATSA yaptırımını sopa olarak göstermedi mi?

Biden ülkemizi tehdit etmiyor mu?

Hakikaten bunlar savaşta olduğumuzu göstermiyorsa daha nasıl savaşta olacağız?

ABD askerinin ülkemize çıkarma yapmasını mı beklemeliyiz?

Görelim, yaşanan boylu boyunca Türk-Amerikan savaşı. PKK da, ABD’nin kara gücü. “Savaşta mıyız ki” diyenler ABD’yi gözlerden saklıyor. Niyet etmeyenler açısından da sonuç değişmiyor. Dolayısıyla savaşta şehitlerimize kahrolacağız; ama etimizi ısırmak pahasına düşmanı sevindirmeyeceğiz. Yoksa düşmanın cesaretini artırarak daha fazla şehit gelmesine neden olunur.

Atatürk, her çarpışma sonrası ulusal yas mı ilan etti?

ABD ile savaşta olduğumuzda, PKK’nın da onun aracı olarak devrede sokularak savaşın sürdüğünde mutabıksak, düşman unsurlarla her çarpışma sonrası gelen şehit haberleriyle ulusal yas ilanı düşmanın cesaretini artıracağını göz önünde bulundurmalıyız.

“Şehitleri önemsemek” söylemi, aslında şehitleri önemsemiyor. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda ulusal yas ilan ettiğini gösteremezsiniz. Çünkü acısını düşmana belli eden, düşmanı cesaretlendirir.

“Kan dökmen önüne geçmek” söylemi Kurtuluş Savaşımızda da dile getirildi. 11 Nisan 1920 tarihli Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayınlanan fetvada milli mücadele yanlıları için şunlar deniyordu:

“Padişahın sadık tebasından nice suçsuz insanları öldürmekte ve kan döktürmektedirler.”

Bu fetva Yunan ve diğer işgalci güçlerin uçaklarıyla da dağıtıldı.  Padişah da işgalciler de güya halkı düşünüyorlardı. Türk milletinin, Atatürk’ün iradesi şehitler üzerinden kırılmak istendi.

Ulusal yas ilanı da çoğu kişi tarafından niyet edilmese de Türk milletinin emperyalizm ve taşeronu PKK’yla mücadelenin kırılmasına neden oluyor.

Türk milletinin iradesini kırmayalım, güçlendirelim

Atatürk, iddia edildiği gibi kan dökmektense, kabaca İç Anadolu’yla çevrili bir toprakta “barış” içinde yaşayabilirdi. Oysa Atatürk’ün milletimizin iradesinin teslim alınmasına yanıtı 16 Nisan 1920'de Heyet-i Temsiliye Başkanlığı’nca Anadolu’ya gönderilen karşı fetva oldu. Fetvada şu deniyordu:

“Fiilen saldırıya uğrayan vatan topraklarını düşmanlardan temizlemek için uğraşan ve çalışan İslam halkı şeriatça Allah yolundan ayrılmış olurlar mı?

Cevap: Allah en iyi bilir ki, olmazlar.”

Bu fetva için 155 müftü ve din bilgininin desteği alındı. Böylece milletin vatanını savunma iradesi çelikleştirildi.

HDP’ye neden tepki yok?

Telefondaki akrabam Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki'nin HDP için söylediği sözler üzerinden “oy verene nasıl hakaret eder” diyerek fikrini belirtti. Özhaseki HDP için şunları demişti:

“Lanet olsun oylarına. Onların oylarının Allah belasını versin.”

Oy verene lanet ettiyse yanlış elbette. Seçmene lanet etmediyse bile sözlerinin bu anlama yorumlanacağını düşünmeden konuştuğu için yine hatalı. Fakat Özhaseki’nin HDP için söylediği sözler üzerinden “oy verene nasıl hakaret eder” diyerek fikrini sözleri sadece bu kadar değildi. HDP için şunları da söylemişti.

“Bir gün olsun Mecliste PKK'ya ‘lanet olsun’ diyemediler. ‘Biz teröre karşıyız, iki taraf da silah bırakmalıdır’ diyorlar.”

Bu sözlerinin neden gündeme getirilmediği üzerinde durmamız gerekmez mi?

Birçok siyasetçiye, yazara göre gerekmedi. Partiler, dernekler, sendikalar, yazarlar sustu.

Oysa burada da Türk milletinin iradesi çelikleştirileceği yerde zayıflatılmaya çalışılıyor. Konuşmanın sadece o kısmını cımbızlarsanız ve HDP’nin sözlerine tepkisiz kalırsanız HDP’yi aklamış olursunuz.

Özhaseki’yi kınayalım da gerçeği konuşmayalım mı?

Özhaseki’nin “Bir gün olsun Mecliste PKK'ya ‘lanet olsun’ diyemediler. ‘Biz teröre karşıyız, iki taraf da silah bırakmalıdır’ diyorlar.” sözü için “adamı kınayalım; ama bir gerçeği de dile getiriyor. HDP’ye PKK’yı lanetleme çağrısında bulunalım” neden demiyorlar?

Meselenin özü Özhaseki’nin sözleri değil

HDP Sözcüsü Ebru Günay’ın şu yanıtına neden tepkisizler:

“Sorumlusu olduğunuz ölümlerin daha acısı taze iken hesap vermek yerine bir halka, 6 milyon seçmene beddua okumak.”

Ona göre PKK sorumlu değil. Sorumlu sadece AKP. İktidarı eleştirelim de PKK’nın nasıl aklandığını görmeyelim mi?

Neden sadece Özhaseki eleştiriliyor da HDP eleştirilmiyor?

Anlaşılıyor ki meselenin özü Özhaseki’nin sözleri değil. Ortada bir plan var. Muhalefet tabanını “HDP’nin mağdur edildiği” algısı üzerinden HDP’yle artık örtülü değil, açık işbirliğine razı etmek.

Dahası bütün suçu iktidara yıkarak ve “kanı durdurmak” söyleminde bulunularak HDP’yi, devlet ve PKK arasında arabulucu yaptırmak. HDP zaten “biz devletle PKK arasında kimse ölmesin diye arabuluculuk yapmak istedik; ama iktidar buna yanaşmadı” demiyor mu?

HDP arabulucu olunca da “kurtarıcı parti” olarak Türk milletine şirin gösterilmiş olacak.

Türk milletinin iradesi “ulusal yas ilanı” ve Kurtuluş Savaşımızdaki gibi “akan kanı durdurmak” söylemi üzerinden kırılmak isteniyor.

Oysa ülkemizin Atatürk gibi savaşı kabullenme ve savaşın gereğini yerine getirme iradesine ihtiyacımız var. Nasıl ki “kan dökmek” söylemine teslim olmayıp 155 müftü ve din adamının desteğini almışsa, bugün de milletin iradesini güçlendirmek üzere bölücülüğe, bölücülüğün temsilci partiye karşı milleti birleştirmek lazım.

 

Top