Avustralya iç kesimlerinde biyoçeşitliliği korumak adına atılan adımlar, öngörülemeyen bir ekolojik felaketle sonuçlandı.
Son derece güçlü zehriyle bilinen ancak insan yerleşimlerinden uzakta yaşayan iç bölge taipanlarının (Oxyuranus microlepidotus) sayısını azaltan istilacı kırmızı ateş karıncaları, kıtadaki doğal dengeyi altüst etti. Güney Amerika kökenli bu istilacı türün yayılmasıyla birlikte, bitki örtüsünden büyük yırtıcılara kadar uzanan geniş bir yıkım süreci başladı.
Müdahale felaketle sonuçlandı
Yüz binlerce işçi karıncadan oluşan ve sel sularında bile birbirine tutunarak hayatta kalan kırmızı ateş karınca kolonileri, taipan yuvalarına saldırarak özellikle savunmasız yavruları hedef aldı. Bu durum, istilacı bir türün zararlı başka bir popülasyonu kontrol altında tutabileceği fikrini doğursa da planlanan ekolojik müdahale kısa sürede çöktü. Taipanların azalmasıyla besinsiz kalan devasa karınca kolonileri, bölgedeki kemirgen yuvalarını istila etmeye başladı.
Besin zinciri kırıldı, yırtıcılar çiftliklere dadandı
Taipanların temel avı olan uzun tüylü kemirgenlerin karıncalar tarafından yok edilmesi, bölgedeki tüm yırtıcı popülasyonunu vurdu. Kemirgenlerle beslenen kartallar, dingolar ve büyük kertenkeleler ciddi bir yiyecek sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı.
Doğal avlarını kaybeden bu büyük yırtıcıların beslenmek için çiftlik hayvanlarına yönelmesi, başlangıçta yılanların azalmasından memnun olan üreticileri ve çiftçileri ağır zarara uğrattı.
Erozyon tehlikesi oluştu
Ekolojik değişim bitki örtüsüne de sıçradı. Kemirgenlerin azalması tohumların yayılmasını ve toprağın yenilenmesini durdururken, ateş karıncalarının bitki zararlısı böcekleri koruyup yayması bitki örtüsünü zayıf düşürdü. Otların azalmasıyla birlikte toprak erozyonu riski artarken; kanguru ve emu gibi Avustralya'nın simgesi olan yerli hayvanlar yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.
Zehirli Taipanlar şehre indi
Karınca baskısı ve açlık yüzünden köşeye sıkışan taipanlar ise yok olmak yerine hayatta kalma stratejilerini değiştirdi. Avlanma alışkanlıkları farklılaşan ve yeni yuva arayışına giren ölümcül yılanlar, daha önce hiç görülmedikleri çiftliklere ve insan yerleşim yerlerine yaklaşmaya başladı. Popülasyonu azaltılmak istenen yılanlar, doğrudan insan hayatını tehdit eden birer unsur haline dönüştü.
Kamış kurbağası sendromu yeniden sahnede
Uzmanlar, yaşanan bu durumu Avustralya tarihinin en büyük çevre felaketlerinden biri olan "Kamış Kurbağası" vakasına benzetiyor. Geçmişte şeker kamışı tarlalarındaki zararlılarla mücadele için ülkeye getirilen kamış kurbağaları da hedeflenen böcekleri yok edememiş, aksine hızla çoğalarak yerli türlerin kökünü kazımıştı.
Son gelişmeleri değerlendiren ekologlar, doğaya yapılan en ufak bir müdahalenin bile tüm besin zincirini etkilediğini vurgulayarak, istilacı kırmızı ateş karıncalarının yarattığı bu karmaşık krizin biyolojik müdahalelerde ne denli hassas olunması gerektiğini bir kez daha kanıtladığını belirtiyor.
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.