Buse Güngör | CNNTurk.com Muhabiri
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan 16 maddelik Mekke Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik ve caydırıcılık açısından gündemde. Dr. Kadir Ertaç Çelik, anlaşmanın Türkiye’nin stratejik özerkliğini güçlendirebileceğini, NATO üyeliği korunurken Körfez ve Güney Asya’da yeni savunma iş birliklerinin önünü açabileceğini belirtti. Tahran’da gerçekleştirilen dörtlü temaslar ise bölgesel güvenlik, İsrail’in faaliyetleri ve kriz dönemlerinde diplomatik iletişimin sürdürülmesi açısından değerlendiriliyor. Anlaşmanın uzun vadeli etkisini, üç ülke arasındaki askeri ve teknolojik entegrasyon belirleyecek.
Bölgesel dengeleri etkileyebilecek önemli bir güvenlik gündemi yaşanıyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan 16 maddelik “Mekke Savunma Anlaşması”, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu’nda ele alınıyor. Taraflardan birine yapılan saldırının tüm taraflara yapılmış sayılmasını öngören anlaşma, bölgesel caydırıcılık ve savunma iş birliği açısından dikkat çekiyor.
Anlaşma henüz Meclis sürecindeyken Tahran’da gerçekleştirilen dörtlü temaslar da bölgesel güvenlik tartışmalarını beraberinde getirdi. Peki, istihbarat ve savunma yetkililerinin İran’daki görüşmeleri ne anlama geliyor? Türkiye’nin bu denklemdeki öncelikleri neler? Dr. Kadir Ertaç Çelik, anlaşmanın stratejik boyutlarını değerlendirdi.
Video haberler
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan birleşti! 16 Maddelik Mekke Savunma Anlaşması: Ankara’nın büyük planı ne?
PKK Sincar’dan çekildi! Bölgede şimdi ne olacak?
CHP-Yeni Parti arasında para tartışması sürüyor
Zelenski: "Üçlü görüşme konusunda mutabık kaldık"
Almanya'da korkutan gemi kazası
Savunma Anlaşması Bölgesel Caydırıcılığı Nasıl Etkileyecek?
Dr. Kadir Ertaç Çelik, caydırıcılığın yalnızca bir saldırıya doğrudan karşılık verme kapasitesinden ibaret olmadığını belirtti. Caydırıcılığın temelinde, potansiyel saldırgana bir eylemin maliyetinin sağlayacağı kazançtan çok daha yüksek olacağı mesajının verilmesinin bulunduğunu ifade etti.
Çelik, savunma paktının bölgesel ve küresel jeopolitik üzerindeki etkilerine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:
“Şimdi caydırıcılık doğrudan bir saldırıya somut karşılık verme kapasitesinden sınırlı bir olgu değil. Öncelikle bunu ifade etmek lazım. Bu anlamda potansiyel olarak saldırgana, saldırının maliyetinin elde edeceği kazançtan çok daha yüksek olduğu mesajının verilmesidir caydırıcılık. Bu noktada karşı tarafın yapmak istediği bir eylemi yapamaması veya yapmak istemediği bir eyleme karşı zorlanması anlamlarına gelir. Burada tabii ki savunma paktı olduğu için potansiyel saldırgan tarafların veya revizyonist tarafların, başta bölge aktörleri olmak üzere, bölgesel ve küresel jeopolitiğe yönelik girişimlerini ortadan kaldırma ve engelleme niyetini taşıyor. O yüzden bu, sadece bir ulusal güvenlik meselesinden ziyade daha geniş bir stratejik mesele bağlamında ele alınabilir.”
Türkiye’nin Elinde Hangi Stratejik Seçenekler Olacak?
Çelik’e göre Türkiye, anlaşmayla birlikte yalnızca askeri kapasitesini artırmayı değil, farklı ülkelerin birbirini tamamlayan imkânlarından yararlanmayı da hedefleyen bir güvenlik iş birliğine yöneliyor. Askeri kapasitenin yanı sıra istihbarat, hava savunması, lojistik destek ve askeri teknoloji alanlarındaki imkânların da caydırıcılığı güçlendirebileceğini belirten Çelik, bu iş birliğinin Türkiye’nin stratejik özerkliğine katkı sağlayabileceğini ifade etti. Çelik, Türkiye’nin NATO üyeliğini sürdürürken Körfez ve Güney Asya’da yeni savunma mekanizmaları geliştirmesinin önemine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, Türkiye’nin dış politika ve güvenlik alanındaki seçeneklerini çoğaltabileceğini belirtti.
Çelik, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye bu noktada hem saldırının maliyetinin yükseltilmesi noktasında önemli bir angajmana girişmiş oluyor. Çünkü diğer ülkelerden sadece askeri kapasite gelmiyor. Aynı zamanda istihbarat gelir, hava savunması gelir, lojistik destek gelir, askeri teknolojik nükleer kapasite gibi unsurlar gelir ve bu kapasiteler birbirini tamamlar. Böylece Türkiye, stratejik özerklik bağı üzerinden, son dönemde çok konuştuğumuz bölgesel sahiplenme ve çok yönlü bir ittifak siyasetini hayata geçirmiş oluruz. Yani Türkiye'nin NATO'nun bir parçası, Batı güvenlik mimarisinin önemli ve belirleyici aktörlerinden birisi gibi önemli pozisyonlarına ek olarak, NATO'daki yerini terk etmeden Körfez'de, Güney Asya'da yeni bir savunma mekanizması geliştirmek suretiyle daha Avrasya merkezli, kadim kıtada merkez aktör pozisyonuna gelme noktasında seçenekleri çoğaltması söz konusu. Bu da tabii ki Türkiye'nin pozisyonunu pozitif yönde önemli bir şekilde etkiliyor. Ben caydırıcılığın bu anlamda, kapasite tamamlanmasıyla birlikte pozitif yönde artacağını düşünüyorum.”
Tahran’daki Dörtlü Zirve İsrail’e Mesaj mı?
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki savunma anlaşmasının yanı sıra Tahran’da gerçekleştirilen dörtlü temaslar da dikkat çekiyor. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın katılımıyla gerçekleştirilen görüşmelerin, bölgesel güvenlik açısından nasıl okunması gerektiği tartışılıyor. Dr. Kadir Ertaç Çelik, anlaşmanın imzalanmasının ardından İsrail’in yanı sıra İran’dan da eleştiriler geldiğini hatırlattı. Tahran’daki toplantının bu eleştirilere yönelik bir mesaj taşıdığını belirten Çelik, bölgesel güvenliğin yalnızca askeri ittifaklarla yönetilemeyeceği yaklaşımının da öne çıktığını söyledi. Çelik’e göre görüşmelerde, İsrail’in bölgesel faaliyetleri merkezde tutulurken kriz dönemlerinde iletişim kanallarının açık kalması ve ortak tehditlerin değerlendirilmesi de önem taşıyor.
Çelik, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Tahran'da bu anlaşma ilk imza edilirken iki aktörden tepki gördük. Birincisi İsrail doğal olarak, ikincisi İran'ın da Tahran'ın da eleştirileri vardı. Ama Tahran'da yapılan toplantı öncelikle bu eleştirilere yönelik bir mesajı ortaya koyuyor ve bölgesel güvenliğin sadece askeri ittifaklarla yönetilmeyeceği mesajını veriyor. Burada bir istişare mekanizması ve bu istişare mekanizmasının içerisinde de İsrail'in bölgesel faaliyetlerini merkeze koyuyorlar. Kriz noktasında sürekli kanalların açık tutulmasını savunan Türkiye'nin bu perspektifte öncelikle caydırıcılığı destekleyen yeni bir mekanizma kurduğunu da görebiliyoruz.”
Bölgesel Güvenlikte Yeni Bir Mimari mi Kuruluyor?
Çelik, ülkelerin bütün konularda aynı görüşte olmasının gerekmediğini, farklı çıkarların ve güvenlik önceliklerinin bulunabileceğini belirtti. Ancak ortak güvenlik başlıkları üzerinden iletişim kanallarının açık tutulmasının ve tehditlerin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Bu yaklaşımın, bölge dışındaki aktörlerin oluşturduğu güvenlik düzenlerine bağımlılığı azaltma arayışıyla bağlantılı olduğunu ifade eden Çelik, bölgesel güçlerin kendi güvenlik mimarilerini oluşturma çabasına dikkat çekti.
Çelik, tarihsel örnekler üzerinden değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Tarafların bütün konularda anlaşmasından ziyade çıkar farklılaşmaları olabilir, farklı güvenlik angajmanları olabilir. Ama sonuçta ortak bir güvenlik unsuru üzerinden iletişim kanallarını açık tutup tehditleri bertaraf etme; böylece bölge dışı aktörlerin kurduğu veya kurmayı planladığı güvenlik düzenleri yerine, bölgesel güç dengesinin ve stratejik aktörlerin kurguladığı daha otonom, daha özerk, devletlerin egemenliğini yansıtan bir sistemin kurulması arayışı var. Bu arayış, 1955 yılındaki Bağdat Paktı gibi, 1981 yılındaki Körfez İşbirliği Konseyi ve daha öncesindeki tarihsel örnekler gibi, gelişen jeopolitik bağlamında güvenlik düzenini ve tehdit algılarını ortaklaştırmayı, dış politik bağımlılıkları güvenlik noktasında azaltmayı hedefliyor. Tarihsel bağlam da bu anlamda önemli.”
10 Yıllık Anlaşma Ne Anlama Geliyor?
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşmanın 10 yıl boyunca feshedilemeyeceğine ilişkin hüküm, savunma iş birliğinin uzun vadeli boyutunu gündeme taşıyor. Çelik, anlaşmanın öneminin yalnızca imzalandığı dönemin siyasi atmosferiyle değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Asıl belirleyici unsurun, üç ülkenin askeri ve stratejik açıdan ne ölçüde bütünleşeceği olduğunu ifade etti. Savunma sanayisinin kısa vadeli ve yalnızca ticari sonuçlarla değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Çelik; hava savunma sistemlerinin entegrasyonu, ortak mühimmat üretimi, personel eğitimi ve müşterek tatbikatların uzun vadeli planlama gerektirdiğine dikkat çekti.
Çelik, anlaşmanın uygulama sürecine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Tabii şimdi bir güvenlik anlaşmasından ve stratejik anlaşmadan bahsediyoruz. Bu anlaşmanın asıl kıymeti harbiyesi, imzalandığı günkü siyasi atmosferdeki popülist bir eylem retoriği veya söylem retoriği değil. Yani oradaki siyasi heyecandan ziyade, işte sizin işaret ettiğiniz gibi, daha orta ve uzun vadeli anlamda bu aktörlerin birbiriyle hem askeri hem stratejik olarak ne derece entegre olduğuyla ilgilidir. Savunma sanayisinden bahsediyoruz. Savunma sanayi kısa vadeli ve sadece ticari verileri olan bir alan değildir. Bir hava savunma sistemini entegre etmek, bunu geliştirmek, ortak mühimmatlar üretmek, bunun personelini yetiştirmek, müşterek bir tatbikat alanı oluşturmak gibi konuları alt alta koyduğumuzda zaten biraz uzun vadeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz.”
İlk Yıllarda Kurumsal Altyapı, Sonrasında Teknolojik Uyum
Çelik, anlaşmanın hayata geçirilmesinde ilk yılların kurumsal altyapının oluşturulmasına ayrılabileceğini, sonraki aşamalarda ise operasyonel ve teknolojik uyumun geliştirilmesinin gündeme gelebileceğini belirtti. Bu sürecin sonunda üç ülke arasında kalıcı bir savunma ekosisteminin oluşabileceğini ifade eden Çelik, 10 yıllık sürenin stratejik iş birliğinin kurumsallaşması açısından önemli olduğunu söyledi.
Çelik, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Yani ilk 3-4 yılı bir kurumsal altyapı kurulmasına ayıracaksınız belki. Ardından bir-iki yılı veya üç yılı operasyonel ve teknolojik uyuma ayıracaksınız. Daha sonra bunun kalıcı bir savunma habitatı, ekosistemi oluşturduğunu göreceksiniz. O nedenle bu 10 yıllık zaman dilimi, stratejik anlamda çok ciddi bir kurumsal hafıza oluşturulması ve gelecek perspektifinde yapısal bir güvenlik mimarisi hedeflendiğini ortaya koyuyor. Popülist, gündelik bir anlaşmanın ötesine taşıyor.”
İlgini Çekebilir
Diyet yapıyor, spor yapıyor ama kilo veremiyor musunuz? Tartı bir türlü düşmüyorsa dikkat! Kilo vermeyi engelleyen 5 kritik neden
Yatırımcısı yakın takipte: Altındaki frenin sebebi
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.